Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), kişinin istemsizce zihnine gelen ve yoğun kaygı yaratan düşünceler (obsesyon) ile bu kaygıyı azaltmak amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemler (kompulsiyon) şeklinde kendini gösteren yaygın bir ruhsal bozukluktur. Halk arasında “takıntı hastalığı” olarak bilinen bu durum, bireyin günlük yaşamını, işlevselliğini ve sosyal ilişkilerini ciddi şekilde etkileyebilir. Takıntılar; mikrop bulaşma korkusu, düzen veya simetri ihtiyacı, zarar verme düşünceleri gibi farklı içeriklere sahip olabilir. Kompulsiyonlar ise bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak için yapılan el yıkama, kontrol etme, sayma ya da belirli ritüelleri tekrar etme gibi davranışlardır. Obsesif kompulsif bozukluk tedavisi, DSM-5’e göre hem psikoterapi hem de ilaç tedavisini kapsar. Özellikle bilişsel davranışçı terapi ve maruz bırakma-tepki önleme yöntemleri, kompulsiyon döngüsünü kırmada etkilidir. İlaç tedavisinde ise seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) yaygın olarak kullanılır. Erken tanı ve doğru tedavi, belirtilerin kontrol altına alınmasını ve yaşam kalitesinin yükselmesini sağlar. OKB, çoğu zaman kronik seyretse de, düzenli takip ve uygun yaklaşımlarla yönetilebilir bir bozukluktur.
Başlık Metninizi Buraya Ekleyin
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’te “Obsesif-Kompulsif ve İlişkili Bozukluklar” başlığı altında tanımlanan, kişinin istemsiz şekilde zihnine gelen, tekrarlayıcı ve rahatsız edici düşünceler (obsesyonlar) ile bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemler (kompulsiyonlar) ile karakterize bir psikiyatrik bozukluktur. DSM-5’e göre tanı konulabilmesi için bu obsesyon veya kompulsiyonların zaman alıcı (günde en az 1 saat) olması veya belirgin sıkıntı ve işlev kaybına yol açması gerekir.
Obsesyonlar genellikle kişinin değerleriyle uyumsuz, rahatsız edici ve kontrol edilemeyen düşünceler, imgeler ya da dürtülerdir. Kompulsiyonlar ise bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı hafifletmek veya korkulan bir durumu engellemek için yapılan davranışlardır. Örneğin, sürekli el yıkama, kapı kilidini defalarca kontrol etme, nesneleri belirli bir simetri içinde düzenleme veya belirli duaları tekrar etme kompulsiyonlara örnektir.
DSM-5, OKB’nin başka tıbbi durumlara ya da madde kullanımına bağlı olmaması gerektiğini ve belirtilerin başka bir ruhsal bozukluk ile daha iyi açıklanamaması gerektiğini vurgular. OKB her yaşta başlayabilir, ancak genellikle ergenlik veya genç erişkinlik döneminde ortaya çıkar. Hastalık, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir; eğitim, iş ve sosyal ilişkilerde önemli sorunlara yol açabilir.

Takıntı Hastalığı Neden Olur?
Takıntı hastalığı, yani Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’e göre tek bir nedene indirgenemeyen, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan karmaşık bir ruhsal bozukluktur. DSM-5, etiyolojiye dair kesin bir neden listesi sunmaz; ancak risk faktörlerini ve ilişkili mekanizmaları anlamak, hem tanı hem de tedavi açısından önemlidir.
Biyolojik etkenler arasında genetik yatkınlık öne çıkar. Araştırmalar, birinci derece akrabalarında OKB olan bireylerde hastalık riskinin anlamlı derecede arttığını göstermektedir. Ayrıca serotonin, dopamin ve glutamat gibi nörotransmitterlerin işleyişindeki bozukluklar da OKB gelişiminde rol oynar. Özellikle serotonin dengesizliği, obsesyon ve kompulsiyonların ortaya çıkışında en sık vurgulanan biyolojik mekanizmadır. Beyin görüntüleme çalışmaları, kortiko-striatal-talamik devrelerde aşırı aktivite olduğunu ortaya koymuştur.
Psikolojik faktörler arasında öğrenilmiş davranışlar ve bilişsel çarpıtmalar bulunur. Kişi, belirli bir düşüncenin yarattığı kaygıyı azaltmak için yaptığı davranışın kısa süreli rahatlama sağladığını fark eder; bu da davranışın pekişmesine yol açar. “Eğer kontrol etmezsem kötü bir şey olur” gibi katı ve gerçekçi olmayan inançlar, hastalığın sürmesine katkı sağlar.
Çevresel etkenler arasında çocukluk travmaları, stresli yaşam olayları, aile içinde aşırı kontrolcü veya eleştirel tutumlar sayılabilir. Bazı durumlarda, doğum sonrası dönem veya ciddi bir hastalık gibi biyolojik ve psikolojik değişimlerin bir araya geldiği zaman dilimlerinde OKB ilk kez ortaya çıkabilir ya da mevcut belirtiler şiddetlenebilir.
Sonuç olarak, takıntı hastalığı; genetik yatkınlık, nörolojik devrelerdeki farklılıklar, nörokimyasal dengesizlikler, öğrenilmiş davranış kalıpları ve stresli yaşam olaylarının birleşimiyle gelişir. DSM-5 bu çok boyutlu yaklaşımı destekler ve tedavinin de bu faktörlerin tamamını dikkate alacak şekilde planlanmasını önerir.
OKB Belirtileri Nelerdir?
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) belirtileri, DSM-5’e göre iki ana grupta incelenir: obsesyonlar (takıntılar) ve kompulsiyonlar (zorlantılar). Tanı için bu belirtilerden en az birinin varlığı ve kişinin yaşam kalitesini, işlevselliğini veya günlük düzenini belirgin şekilde bozması gerekir.
Obsesyonlar, kişinin istemsizce zihnine gelen, rahatsız edici, tekrarlayıcı ve kontrol etmekte zorlandığı düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Bu düşünceler çoğunlukla kişinin değerleriyle uyumsuz (egodistonik) olup yoğun kaygı, tiksinti veya huzursuzluk yaratır. Yaygın obsesyon türleri arasında mikrop bulaşma korkusu, simetri veya düzen ihtiyacı, kendine ya da başkasına zarar verme düşünceleri, dini veya ahlaki konularda aşırı hassasiyet yer alır.
Kompulsiyonlar ise bu obsesyonların yarattığı kaygıyı azaltmak ya da korkulan bir olayı önlemek amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. El yıkama, kapı veya ocağı defalarca kontrol etme, eşyaları belirli bir simetriyle düzenleme, belirli kelimeleri veya duaları içten tekrar etme bu gruba girer. Kompulsiyonlar kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede obsesyonları pekiştirerek döngüyü sürdürür.
DSM-5’e göre bu belirtilerin günde en az bir saat sürmesi ya da kişinin sosyal, mesleki veya kişisel işlevselliğini belirgin biçimde bozması gerekir. Çocuklar ve ergenlerde belirtiler bazen fark edilmeyebilir; bu nedenle aile gözlemleri tanıda önemlidir.
Ek olarak, OKB’de belirtiler zaman içinde şiddetlenebilir, hafifleyebilir veya içerik değiştirebilir. Bazı bireylerde yalnızca obsesyonlar, bazılarında yalnızca kompulsiyonlar, çoğunda ise her ikisi birden görülür. Bu nedenle, belirtilerin doğası, süresi ve etkisi dikkatle değerlendirilmelidir.
Takıntı Hastalığı Kimlerde Görülür?
Takıntı hastalığı, yani Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’e göre her yaşta ortaya çıkabilen, ancak genellikle çocukluk, ergenlik veya erken yetişkinlik döneminde başlayan kronik bir ruhsal bozukluktur. Görülme sıklığı dünya genelinde yaşam boyu %2-3 civarındadır ve kadın-erkek oranı genellikle benzerdir. Ancak başlangıç yaşı ve seyri cinsiyetler arasında farklılık gösterebilir; erkeklerde belirtiler çoğunlukla çocuklukta, kadınlarda ise ergenlik sonrası dönemde daha sık başlar.
Genetik yatkınlık, kimlerin OKB geliştirebileceğinde önemli rol oynar. Birinci derece akrabalarında OKB veya benzer obsesif-kompulsif belirtiler bulunan kişilerde risk belirgin şekilde artar. İkiz çalışmalarında da tek yumurta ikizlerinde eş tanı oranlarının yüksek olması, genetik etkinin gücünü destekler.
Kişilik özellikleri de risk faktörleri arasında sayılır. Mükemmeliyetçilik, aşırı sorumluluk duygusu, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yüksek kaygı eğilimi olan bireylerde OKB görülme olasılığı artar. Ayrıca, yoğun stres yaşayan veya travmatik olaylara maruz kalan kişilerde belirtiler tetiklenebilir ya da mevcut takıntılar şiddetlenebilir.
Tıbbi durumlar ve biyolojik faktörler de etkilidir. Beyin travmaları, nörolojik hastalıklar veya serotonin düzeylerini etkileyen biyokimyasal değişimler OKB’nin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Çocuklarda ise streptokokal enfeksiyonlarla ilişkili otoimmün süreçlerin (PANDAS sendromu) ani başlayan obsesyon ve kompulsiyonlara yol açabildiği bilinmektedir.
DSM-5’e göre, OKB’nin başka ruhsal bozukluklarla birlikte görülme oranı yüksektir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, bipolar bozukluk ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu en sık eş tanılardır. Bu durum tanı sürecini zorlaştırsa da, kimlerde görülebileceğine dair ipucu verir.
Sonuç olarak, takıntı hastalığı belirli bir yaş, cinsiyet veya sosyal sınıfla sınırlı değildir; genetik yatkınlık, kişilik özellikleri, biyolojik hassasiyet ve yaşam olaylarının etkileşimi sonucu her bireyde ortaya çıkabilir.
OKB’nin Sosyal Hayat Üzerindeki Etkileri Nelerdir?
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’e göre yalnızca bireyin iç dünyasında sıkıntı yaratan bir durum değildir; aynı zamanda sosyal hayatı ve kişiler arası ilişkileri derinden etkileyen kronik bir bozukluktur. Obsesyon ve kompulsiyonlar günlük yaşamın önemli bir kısmını kapladığında, kişinin sosyal ilişkilerinde zaman, enerji ve duygusal bağ kurma kapasitesi ciddi şekilde azalır.
Örneğin, bulaşma korkusu olan bir kişi, başkalarıyla el sıkışmaktan veya toplu taşıma kullanmaktan kaçınabilir. Bu durum, arkadaşlıkların sürdürülmesini, yeni ilişkiler kurulmasını ve sosyal etkinliklere katılımı zorlaştırır. Kontrol etme takıntısı olan birey, evden çıkmadan önce uzun süre kapı, pencere veya ocağı kontrol edebilir; bu da randevulara geç kalma, iş toplantılarını kaçırma gibi sosyal sorunlara yol açar.
OKB, aile ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir. Aile üyeleri, hastanın kompulsiyonlarına istemeden dahil olabilir veya bu davranışlara engel olmaya çalışırken çatışmalar yaşayabilir. Özellikle çocuk ve ergenlerde, aile ortamı gerginleşebilir ve ebeveyn-çocuk ilişkisi zorlanabilir.
İş ve eğitim hayatı da sosyal yaşamın önemli bir parçası olduğundan, OKB bu alanlarda da işlevsellik kaybına yol açar. Toplantılarda sürekli not alma, defalarca yazıyı silip tekrar yazma gibi kompulsiyonlar mesleki performansı düşürür. Akademik ortamda ise ödevleri bitirememe veya sınav sırasında tekrarlayıcı düşünceler nedeniyle konsantrasyon kaybı yaşanabilir.
DSM-5’in tanı ölçütlerinden biri, belirtilerin sosyal ya da mesleki işlevsellikte belirgin bozulmaya yol açmasıdır. Bu nedenle, OKB tanısı alan bireylerde sosyal hayatın etkilenmesi yalnızca olası değil, çoğu zaman tanının merkezinde yer alan bir durumdur.
Sonuç olarak, OKB sosyal hayatta izolasyon, ilişkilerde zorlanma, iş ve akademik performans kaybı gibi ciddi etkiler yaratır. Erken tanı ve tedavi, bu etkilerin azaltılmasında kritik öneme sahiptir.
Takıntılarla Nasıl Başa Çıkılır?
Takıntılarla başa çıkmak, DSM-5’te tanımlanan Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tedavisinin temel hedeflerinden biridir. DSM-5’e göre, obsesyonlar kişinin istem dışı zihnine gelen ve yoğun kaygı yaratan düşünceler, kompulsiyonlar ise bu kaygıyı azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlardır. Bu döngüyü kırmak için hem bilimsel temelli tedavi yöntemleri hem de günlük yaşamda uygulanabilecek stratejiler gereklidir.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), özellikle Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP) tekniği, takıntılarla başa çıkmada altın standarttır. ERP, kişinin korku veya kaygı yaratan duruma kontrollü şekilde maruz kalmasını ve ardından kompulsiyonlarını yapmamasını içerir. Zamanla, beyin bu durumun tehdit oluşturmadığını öğrenir ve kaygı azalır.
İlaç tedavisi de sürece destek olur. DSM-5’e göre, seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) OKB’de en etkili ilaç grubudur. Özellikle orta-şiddetli vakalarda, BDT ile birlikte kullanıldığında sonuçlar daha iyi olabilir.
Kendi kendine yardım teknikleri de önemlidir:
• Düşünceyi bastırmak yerine fark etmek ve “düşünce = gerçek” inancını sorgulamak.
• Kaygıyı kısa vadede azaltan ancak uzun vadede döngüyü pekiştiren kompulsiyonlardan kademeli olarak uzaklaşmak.
• Nefes egzersizleri ve mindfulness uygulamaları ile zihinsel odaklanmayı güçlendirmek.
• Günlük rutin oluşturmak, uyku ve beslenme düzenini korumak.
• Aile desteği de kritik rol oynar. Aile üyelerinin kompulsiyonlara katılmaması, ancak kişiyi yargılamadan desteklemesi gerekir.
Sonuç olarak, takıntılarla başa çıkmak, yalnızca belirtileri baskılamak değil, düşünce-duygu-davranış döngüsünü değiştirmek anlamına gelir. Terapi, ilaç ve yaşam tarzı değişiklikleri bir arada uygulandığında, OKB’nin yarattığı baskı önemli ölçüde hafifleyebilir.
OKB Nasıl Anlaşılır?
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’e göre tanınması için belirli ölçütlere sahip olan, kronik ve tekrarlayıcı bir ruhsal bozukluktur. OKB’yi anlamanın ilk adımı, obsesyon ve kompulsiyon kavramlarını doğru ayırt etmektir. Obsesyonlar, kişinin zihnine istem dışı gelen, rahatsız edici, tekrarlayan düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Kompulsiyonlar ise bu rahatsız edici düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak veya korkulan bir olayı önlemek amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.
DSM-5’e göre OKB tanısında şu unsurlar aranır:
• Obsesyonlar, kompulsiyonlar veya her ikisinin varlığı.
• Bu belirtilerin günde en az bir saat sürmesi ya da belirgin şekilde işlevselliği bozması.
• Belirtilerin başka bir madde kullanımı, tıbbi durum veya farklı bir ruhsal bozukluk ile daha iyi açıklanamaması.
OKB’yi anlamak için gözlemlenebilecek tipik belirtiler şunlardır:
• Aşırı el yıkama, temizlik ritüelleri.
• Kapı, ocak veya pencereyi defalarca kontrol etme.
• Nesneleri belirli bir düzene göre dizme ihtiyacı.
• Zararlı düşüncelerden kaçınmak için dua etme veya sayı sayma gibi zihinsel ritüeller.
• Mikrop bulaşması, düzen bozulması, zarar verme, dini veya ahlaki hata yapma korkusu.
Kişinin bu düşüncelerin mantıksız olduğunu bilmesi ama yine de davranışlarını durduramaması, OKB’yi diğer bozukluklardan ayıran önemli bir özelliktir. Bazı bireylerde yalnızca obsesyonlar, bazılarında ise yalnızca kompulsiyonlar görülebilir; ancak çoğunlukla her ikisi birlikte seyreder.
Sonuç olarak, OKB’yi anlamak; belirtilerin süresi, şiddeti, yarattığı kaygı ve işlevsellik üzerindeki etkisini dikkatle değerlendirmeyi gerektirir. Erken fark edilen vakalarda uygun tedavi ile belirtiler önemli ölçüde azaltılabilir.
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Nasıl İyileşir?
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), DSM-5’e göre kronik seyirli bir bozukluk olsa da, uygun tedavi yaklaşımlarıyla belirtileri önemli ölçüde azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. İyileşme süreci çoğunlukla uzun vadeli bir planlama gerektirir ve hem psikoterapi hem de farmakoterapiyi kapsar.
Psikoterapi, OKB tedavisinin temel taşlarından biridir. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) içinde yer alan Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP) yöntemi, altın standart kabul edilir. ERP, kişinin obsesyonlarına yol açan durumlarla kontrollü şekilde karşılaşmasını ve kompulsiyonlarını yapmaktan kaçınmasını sağlar. Zaman içinde beyin, korkulan durumun tehdit oluşturmadığını öğrenir ve kaygı azalır.
İlaç tedavisi de iyileşmede kritik rol oynar. DSM-5’e dayalı klinik kılavuzlar, seçici serotonin geri alım inhibitörlerini (SSRI’lar) birinci basamak ilaçlar olarak önerir. Şiddetli veya tedaviye dirençli vakalarda, SSRI’lara düşük doz antipsikotik eklenebilir. İlaç tedavisi genellikle aylar süren düzenli kullanımı gerektirir; ani bırakma belirtilerin nüksetmesine yol açabilir.
Yaşam tarzı düzenlemeleri de iyileşme sürecini destekler. Düzenli uyku, dengeli beslenme, stres yönetimi ve mindfulness teknikleri, kaygı düzeyini azaltarak terapi sürecini kolaylaştırır. Ayrıca, kompulsiyonları tetikleyen durumlardan tamamen kaçınmak yerine, aşamalı şekilde maruz kalmak uzun vadede daha etkilidir.
Aile desteği de iyileşmede önemlidir. Aile üyelerinin kompulsiyonlara dahil olmaması, ancak empati ve anlayışla sürece destek vermesi gerekir.
Sonuç olarak, OKB’den iyileşme; semptomların tamamen yok olması kadar, kişinin günlük yaşamında kontrol hissini yeniden kazanması anlamına gelir. Doğru terapi, uygun ilaç tedavisi ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarıyla, OKB’nin yarattığı kısır döngü kırılabilir ve kişi işlevsel bir yaşam sürebilir.
OKB’li Birine Nasıl Davranılır?
OKB’li birine yaklaşım, DSM-5’te tanımlanan bozukluğun doğası göz önünde bulundurularak, hem destekleyici hem de tedavi sürecini kolaylaştırıcı şekilde olmalıdır. Obsesif Kompulsif Bozukluk, kişinin kontrol edemediği düşünceler (obsesyonlar) ve bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmak için yaptığı tekrar eden davranışlardan (kompulsiyonlar) oluşur. Bu döngü kişinin isteğiyle değil, zihinsel bir zorunlulukla devam eder. Bu nedenle, ilk adım empati kurmak ve davranışları kişisel bir tercih gibi yorumlamamaktır.
Yargılamadan dinlemek, en önemli yaklaşımlardan biridir. OKB’li birey, çoğu zaman düşüncelerinin mantıksız olduğunun farkındadır, ancak bunları durduramamanın verdiği suçluluk ve utanç hissi yaşayabilir. Eleştirel veya alaycı bir tavır, bu duyguları artırarak belirtileri kötüleştirebilir.
Kompulsiyonlara katılmamak, tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Örneğin, aşırı el yıkama ritüelinde bireyin yanında sürekli sabun hazırlamak ya da kapı kontrolüne eşlik etmek kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede OKB döngüsünü pekiştirir. Bunun yerine, kişinin tedavi planına uygun şekilde, maruz kalma ve tepki önleme sürecinde yanında olmak daha faydalıdır.
Teşvik edici olmak da önemlidir. Terapiye düzenli katılım, ilaç kullanımının aksatılmaması ve küçük başarıların fark edilmesi, motivasyonu artırır. Stresin OKB belirtilerini tetikleyebileceği bilindiğinden, huzurlu ve destekleyici bir ortam yaratmak da yardımcı olur.
Son olarak, bilgi sahibi olmak hem bireyin yaşadıklarını anlamayı hem de uygun şekilde destek olmayı kolaylaştırır. DSM-5 ölçütlerini, tedavi yöntemlerini ve tetikleyici durumları öğrenmek, doğru yaklaşımın temelini oluşturur.
Kısacası, OKB’li birine anlayış, sabır, bilgi ve doğru destekle yaklaşmak, hem kişinin yaşam kalitesini hem de tedavi başarısını artırır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
OKB ne kadar yaygındır?
DSM-5’e göre yaşam boyu yaygınlık oranı yaklaşık %2-3’tür. Her yaşta görülebilir, genellikle ergenlik veya genç erişkinlikte başlar.
OKB tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?
Birinci basamak ilaçlar seçici serotonin geri alım inhibitörleridir (SSRI’lar). Tedaviye dirençli vakalarda düşük doz antipsikotik eklenebilir.
OKB ve anksiyetenin farkı nedir?
Anksiyete bozukluklarında kaygı genellikle gerçekçi tehditlere veya belirsizliklere bağlıdır. OKB’de ise kaygı, mantıksız veya istemsiz obsesyonlardan kaynaklanır ve kompulsiyonlarla azaltılmaya çalışılır.
Obsesif Kompulsif Bozukluk kendiliğinden geçer mi?
Genellikle kronik seyirlidir. Müdahale olmadan semptomlar devam edebilir veya şiddetlenebilir; tedavi ile belirgin düzelme sağlanabilir.
Obsesif Kompulsif Bozukluk gündelik hayatı etkiler mi?
DSM-5’te tanı ölçütlerinden biri, belirtilerin sosyal, mesleki veya kişisel işlevselliği belirgin biçimde bozmasıdır.
OKB hastaları tehlikeli midir?
Genellikle hayır. Obsesyonlar çoğu zaman egodistoniktir; kişi düşünceleri gerçekleştirmek istemez. Ancak şiddetli kaygı ve eş tanılar varsa risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
Obsesif Kompulsif Bozukluk ilerlerse ne olur?
Tedavi edilmezse belirtiler kronikleşebilir, zaman ve enerji kaybı artar, depresyon veya diğer anksiyete bozuklukları eklenebilir.
OKB şizofreniye dönüşür mü?
Hayır. İki bozukluk farklıdır. Ancak bazı şizofreni hastalarında obsesif-kompulsif belirtiler görülebilir; bu durum “şizo-obsesif” tablo olarak tanımlanır.

